Değerli Meslektaşlarım,
Uzun süredir yaşamış olduğum sağlık problemlerim nedeniyle sizlerden uzak kaldım.
Bu süre içerinde şahsıma vermiş olduğunuz manevi destek ve moral için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Yasa gereği düzenlemekte olduğumuz Mali Genel Kurulların geçtiğimizin yılın muhasebesini hep beraber yapmak için demokratik bir fırsat, bir araya gelmek ve dayanışma duygularımızı güçlendirmek için önemli bir zemin olduğu düşüncesindeyim.
Bu açıdan bakıldığında, söylememiz gereken ilk şey, eczanelerin bugün ciddi bir ekonomik daralma içinde olduğudur. Türk Eczacıları Birliği ve odamız yöneticileri olarak bizler, bunun en öncelikli sorunumuz olduğunun farkındayız ve küçüklü-büyüklü bütün çabalarımızı bu sorunun ortadan kaldırılması, eczacı meslektaşlarımızın mesleki geleceklerini düşünmeden yapabilmesi yönünde gösteriyoruz.
Bu dönemde eczanelerin sınırlandırılması, reçete başı sabit ücret, medikal ürünlerin eczane geri ödeme listesine alınması , sıralı dağıtım gibi doğrudan uygulamalar ile fesihler ve para cezaları, itiraz komisyonları gibi dolaylı düzenlemeler kısmen bir işlev görse de eczanelerimizdeki kan kaybının tamamen ortadan kalkması, kamu kurum ıskontoları gibi eczacıya yönelik haksız uygulamaların ortadan kalkması ve ilaç fiyatlandırma politikalarının en baştan, rasyonel bir biçimde yeniden yapılandırılması ile mümkündür.
Önümüzdeki dönem, bizim birinci önceliğimiz, eczacı lehine bir fiyatlandırma ve geri ödeme politikası olmaya devem edecektir.
Ancak bunu için hepimizin örgütümüze, örgütlülüğümüze, eczacı odalarımıza sahip çıkması, talep etmesi, güçlendirmesi gerektiği açıktır.
İktidarın on yıldır uyguladığı Sağlıkta Dönüşüm Programının sonuçlarının etkilerini; hastalar, sağlık kurumları ve çalışanları olarak artık belirgin biçimde görüyoruz.
Sağlığa ulaşımın önündeki engeller azaltılırken bu sistemin finansal yükünün giderek arttığı da bir gerçektir. OECD standartlarına ulaşmamış olan ülkemizin artan sağlık harcamaları, liberal piyasacı anlayış tarafından özel sektöre kanalize edilmiştir. İlaç tüketimi iki katına yükselmesine karşın ilaç harcamalarının Gayrisafi Milli Hasıla’ya oranı, 2003 yılının gerisine düşmüştür. Bütçenin “kara deliği” olarak gösterilen sağlık giderlerine iktidarca 2009 yılında Global Bütçe ile sınırlama getirilmiştir.
Bu süreçte eczane ve sağlık çalışanlarının koşulları ağırlaşırken, yurttaşın ödediği primler dışında, sağlığa olan maddi katkısı da giderek artmaya başlamıştır. Geçen yılın sonunda açıklanan Sağlıkta 2014 Programı “sıkılaştırma tedbirleri” ile ilaç konusunda da yeni yüklerle karşılaşacağımıza işaret etmektedir.
On yılın sonunda gelinen ve öne çıkan nokta ile sağlık politikalarının ve sağlık-sosyal güvenlik ilişkisinin karar vericisi, ekonomi politikalarını belirleyen irade olduğu açık ve net bir biçimde görülmektedir. Sağlıktan ve ilaçtan yapılacak tasarrufa bir işletmeci mantığıyla yaklaşılmaktadır.
Bugün biz eczacılar ve hastalarımız bu ekonomi temelli sağlık politikalarının sonuçlarına katlanmak zorunda bırakılmaktayız.
Hastalar açısından bugün ülkemizde sağlık hizmet sunucuları veya eczaneler aracılığıyla SGK tarafından tahsil ettirilen bedeller şunlardır:

İlaç katılım payı (Yüzde 10-20)
Muayene katılım payı (5-12 lira)
Reçete ücreti (3 lira)
Eşdeğer ilaç fiyat farkı
Kutu başına ilave 1 TL (3. kutudan sonra)
Özel hastane fark ücreti (yüzde 200’e kadar)
Tetkik fark ücreti (Her tetkik ödenmiyor, farkı alınıyor)
Erken muayene fark ücreti
Öncelikli tetkik ücreti
İstisnai sağlık hizmeti (Laparoskopik cerrahi gibi yöntemler için bile fark talep ediliyor)

Cepten sağlık ödemeleri adı altında alınan ve sürekli artan bu ücretlerle varılmak istenen rota bellidir. Hükümetin “sağlıkta temel teminat paketi” oluşturarak kapsam dışına aldığı ve alacağı hizmetler ve ücretler için tamamlayıcı sağlık sigortasını devreye sokmak istediği bilinmektedir. Bunun sonucunda; sağlık hizmeti almak için halkın cepten ödemelerinin daha da artacağı ortadadır. Tamamlayıcı sağlık sigortası vatandaş için fazladan ödeme yükü, özel sigorta şirketleri için ise yeni bir kâr kapısı olarak karşımıza gelecektir.
Bugünlerde iki yeni uygulama hayata geçirilecek, böylece vatandaşın cepten sağlık harcamaları daha da artacaktır.
Bu uygulamaların birincisi; SGK tarafından yapılan değişiklikle 15 kalem etken maddeyi kapsayan ilaç gruplarında 1 Ekim’de başlayan taban fiyat uygulamasıdır.
İkincisi ise 25 Eylül tarihi itibarıyla ülkemizde bulunmayan, ithal edilerek yurtdışından getirilen kanser dâhil pek çok kronik hastalıkta kullanılan ilaçların başvurularının yurt genelindeki eczanelere yapılacak olmasıdır.
“Taban fiyat uygulaması” ile aynı etken maddeyi içeren eşdeğer grup içinde en ucuz olan ilaç SGK tarafından ödenecek, bu fiyatın üstündeki ilaçlar içinse hastalar cepten daha fazla ödeme yapmak zorunda kalacaklardır. Bunun da adı, katlanarak artan ilaç fiyat farkıdır. Sözü edilen 15 kalem ilaçtaki taban fiyatı temel alan ödemeye dâhil olan ilaçların toplam tüketim içindeki yeri yaklaşık %5’tir. Ancak SGK tarafından yapılan açıklamada görüldüğü gibi bu etken madde gruplarının önümüzdeki süreçte sayısı artırılacağı için bu oran yükselecektir.
İlaç fiyat farkı, on yılı aşkın süreden bu yana Sağlık Uygulama Tebliği hükümleri ile uygulanmaktadır. Ancak 1 Ekim itibarıyla hastanın cebindeki delik biraz daha büyüyecektir. Kurum bu uygulamayla, kendi açıklamalarına göre 400 milyon TL civarında bir yükü vatandaşın üstüne yıkacaktır. Hastanın ilaca ödediği fark, hastadan hastaya ve alınan ilaca göre değişmekle beraber, %20 ila %120 oranında yükselecektir. Ülkemizde asgari ücret ile geçinmeye çalışan milyonların olduğu düşünüldüğünde, vatandaşın yükünün dayanılmaz boyutlara ulaşacağı bir gerçektir.

SGK, hastayı mağdur edecek ve eczacıyı hastalarıyla karşı karşıya getirecek olan bu uygulamadan vazgeçmelidir. Türk Eczacıları Birliği tarafından bu uygulamaya karşı yurttaşı korumak amacıyla dava açılmıştır.

Yaşama geçirilen diğer uygulama da, yurtdışından ithal edilen ilaçların başvurularının Türkiye’de bir noktaya değil, 25 bin eczaneye yapılmasıdır.

Türkiye’de ithalat izni, ruhsatı olmayan ya da bunlar olduğu halde fiyat-kâr kaygılarından dolayı yurda getirilmeyen ilaçların temini ile hastaların, özellikle de kanser vb. kronik hastaların, ilaca erişimi gecikmeli olarak sağlanabilmektedir.

Zaman içinde az sayıda ilaç ve hasta için başlayan ithalat izni uygulaması, bugün toplam ilaç cirosunun yüzde 5’ini aşan oranlara ulaşmıştır. Böylelikle yeni molekül orijinal ilaçlara ulaşmanın en normal ve kolay yolu olan, bu ilaçların eczane raflarında bulunmasının ilaç bütçesine yapacağı artışın önüne geçilmek istenmektedir. Bu yol ve yöntemin tamamı yanlıştır.

Başvuruların yurt genelindeki eczanelere yapılabilmesi yeni bir uygulama olarak sunulmaktadır. Oysaki burada ilaçların verilmesine ilişkin ilgili mevzuat aynen kalmaktadır. Ayrıca ilaç yine kargo yoluyla hastaya gelecektir. Bir başka değişmeyen durum ise, bu ilaçların yurtdışından getirtilmesi için gereken bekleme süresinin aynen devam etmesidir. Hasta yine ilacını eczaneden ilk başvuruda alıp tedavisine derhal başlayamayacak, ilaçların yurtdışından teminini ve kargo yolu ile kendisine ulaşmasını beklemek zorunda kalacaktır.

Halbuki ilaç eczane rafında olmalı, hastaya reçete edildiği zaman hemen sunulmalı ve tedaviye başlanmalıdır. Sağlık otoritesi, ülkemizde bulunmayan yüzlerce ilaca halkın hiçbir engel ve gecikme ile karşılaşmadan ulaşımını sağlayacak şartları sağlamalıdır.

Bir ya da iki yüz milyon dolar daha az ilaç tüketilsin diye, ilaçların fiyatını baskılayarak ülkeye girişini engellemek ve ilaç ithalatının yolunu açmak anlayışı sağlıklı bir anlayış değildir.

Bizler Türkiye’nin 25 bin noktasında yurtdışından getirilen ilaçlara hastaların ulaşımı için bu zamana kadar olduğu gibi eczacı bilinciyle elimizden geleni yapmayı sürdüreceğiz.

Biz eczacılar, bugün sağlık harcamalarının en az yüzde 30’unu cebinden ödeyen hastalarımızla ilaç fiyat farkı, muayene ücreti, reçete ücreti, piyasada olmadığı için ulaşamadığı ilacın getiriliş prosedürünü değil, ilacını nasıl kullanacağını, kullanırken nelere dikkat etmesi gerektiğini, yani hastalarımızın sağlığını konuşmak, birer sağlık danışmanı olarak asli görevimizi yapmak istiyoruz.

Bütün bu duygu ve düşüncelerle, genel kurulumuza katıldığınız için teşekkür eder, hepinizi sevgi ve muhabbetle kucaklıyorum.